Ali Günaydın

Ali Günaydın

​EBEDÎ SAÂDETİN GARANTİSİ-ALLÂH’A ÎMÂN

24 Ekim 2013

Îmân: Kelime olarak, bir şeye tereddütsüz inanmaktır. Istlâhî/Dînî mânâda ise: Başta Allâh’a (CC) ve O’nun Kitabı Kur’ân ile Resûlü’nün sünnetinde inanılması gereken esaslara şeksiz-şüphesiz bir kesinlikle inanmaktır.

Allâh’a (CC) îmân, O’nun tek, eşsiz ve benzersiz oluşunu kalben, bütün samimiyetiyle onaylamaktır. Bu onayını aynı zamanda dile getirmektir.

Allâh’a (CC) îmânın alâmetleri ise ibâdetler ve sâlih amellerdir.

Îmânın kalben tasdik edilmesini Hz. Peygamber (SAV) şöyle beyan buyurmaktadır: “Kim Allâh’dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allâhın resulü olduğuna kalben inanır ve şehâdet ederse Allâh onu cehenneme haram kılar.” (Buhârî, İlim 49)

Îmân etmenin yanında, bir de o îmânın hazzına varmak, tadını almak da çok önemlidir. Bu ise îmânda samimiyetin şuurunda olmaktır. Allâh’ı (CC) sevmenin herşeyin üstünde olmasıyla mümkündür. Hadîs-i Şer^f’de bu husus şöyle dile getirilir: Şu üç haslet kimde bulunursa o kimse îmânın tadını alır. Allâh ve Resûlü’nü her şeyden çok sevmek. Bir kimseyi sadece Allâh rızası için sevmek. Allâh kendisini kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmekten ateşe atılmaktan sakındığı gibi sakınmaktır.” (Müslim, Îmân 67)

Allâh’ı (CC) her şeyden çok sevmek demek, bütün tercihlerinde Allâh’ın (CC) rızasını her şeyin üstünde tutmak demektir. Yüce Allâh (CC) bu konuda şöyle buyurmaktadır: “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allâh’tan, Peygamberinden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevgili ise, artık Allâh’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allâh fâsık topluluğu hidâyete erdirmez.” (Tevbe, 9/24)

Hiç şüphesiz ki, Âyet-i Kerîme’de zikredilen ve edilmeyen şeyleri sevmek, insan fıtratında var olan bir duygudur. Îmân ise, bu nimetleri sevmekle birlikte asıl nimetleri lütfedeni sevmenin daha önemli ve üstün olmasını gerektirir. Bir diğer ifade ile: “Yaratılanı, yaratndan ötürü sevmek” îmânî yüceliği çok güzel anlatmaktadır. Zira sevgi madde ile başlar, mânâ ile kemâle erer. İşte Kur’ân-ı Azîm’üş-Şân’ın hedefi, insanı dünya nimetlerini sevmekten uzaklaştırmayı değil, tam tersine onlarla beraber daha yücelere ermesini ve Îmânda kemâle ulaşmasını hedefler.

Kalp ile tasdikten sonra, îmânın ikinci boyutu da dil ile ikrardır. Dil ile ikrâr edilmeyen îmân sahibi mü’min başkalarının kendisi hakkında kötü düşünmesine gıybet etmelerine sebeb olur ki, bu durum da îmân ile bağdaşmaz. Bu sebeble Peygamberimiz (SAV) Îmânın dil ile ikrarına dikkat çekerek şöyle buyuruyor: “Kim (günde) yüz defa ‘Lâ ilâhe İllallâhü vahdehû lâ şerike leh, leh’l mülkü ve lehü’l hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr’. (Allâh’tan başka ilâh yoktur. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Mülk O’nundur ve hamd (övgü) O’nadır. O’nun her şeye gücü yeter’ derse bu, o kimse için on köleyi âzâd etme sevabına denktir. Ona yüz iyilik yazılır ve yüz günahı silinir. (Bu söyledikleri) O günün akşamına kadar onun için şeytana karşı koruyucu olur. Bundan daha fazlasını yapan kişiden başka, hiçbir kimse onun bu yaptığından daha faziletli bir iş yapamaz.” (Buhârî, Deavât 64)

Allâh’a (CC) Îmân duygusu, kişinin gönlünde dâimâ diri tutulması gereken bir durumdur. Bu sebeble Allâh Resûlü (SAV) mü’minlere her fırsatta Allâh’a (CC) îmân şuurunu taze tutmalarını öğütlemiş, îmânın özünü oluşturan tevhîd zikirlerini dillerinden düşürmemelerini tavsiye etmiştir. Nitekim Allâh Resûlü (SAV) bu hususta, kendisinden hizmetçi isteyen damadı Hz.Ali ve kızı Hz.Fâtıma’ya şu tavsiyede bulunmuştur: “İyi dinleyin! Size benden istediğiniz hizmetçiden daha hayırlı oolan bir şeyi öğreteyim. İkiniz uyumak üzere yatağınıza girdiğinizde otuz üç kere ‘Allâh’ü ekber’ otuz üç kere ‘Sübhânallâh,’ otuz üç kere de ‘Lâ ilâhe illallâh’ deyiniz. İşte bunları söylemek, ikiniz için bir hizmetçiden daha hayırlıdır.” (Buhârî, Deavât 11) Yine Sevgili Peygamberimiz (SAV): “Lâ ilâhe illallah” sözünü hiçbir amelin fazîlet bakımından geçemeyeceğini vurgulayarak, mü’min gönüllerde yer eden Îmân bilincini dilleri ile sürekli ikrâr etmek suretiyle diri tutmalarını hedeflemiştir.

Allâh’a (CC) îmân boyutunun üçüncü safhasını ise, îmânın gereğine göre amel etmektir. Birçok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf’lerde îmândan sonra sâlih amel vurgusu yapılarak mü’minlerin dikkati çekilmektedir. Çünkü sâlih amel, îmânın fiiliyâta geçirilerek aksiyon kazanmasıdır. Bu bağlamda, iyilikte yarışma ve kötülüklerden sakınma genel ölçü olarak belirlenmiştir.

Allâh’a (CC) îmân insanı ne kadar yüceltirse, O’nu inkâr da o kadar alçaltır. Yüceliklerle mücehhez bir mü’minin kazancı cennet olacağı gibi, inkârla paslanmış kâfirin varacağı yer de cehennemdir. Allâh (CC) her ikisini de insan oğlu için takdir buyurmuştur.

Ne mutlu kendisini cennete ehil edenlere!

Ali GÜNAYDIN.

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X