Ali Günaydın

Ali Günaydın

​Cami'ler ve Din Görevlileri Haftası 2013

03 Ekim 2013

Câmi’ kelimesi Arapça kökenli bir kelime olup toplayan, bir araya getiren demektir. Ülkemizde, büyük ibâdet yerleri için bu tâbir kullanılmakla beraber, Kur’ân’da; “MESCİD” olarak zikredilmektedir.

Mescid: Secde edilen yer demektir. Öncelikle müslümanların toplu olarak cemâatle ibâdetlerini yaptıkları yerlerdir.  Secde’de ise kul, Rabbine en yakın durumdadır.

Diyanet İşleri Başkanlığınca 1986 yılında ilk defa 1-7 Ekim “Câmi’ler Haftası” olarak kutlanmaya başlanmış, 2003 yılından îtibâren de “Câmi’ler ve Dîn Görevlileri Haftası” olarak devam ettirilmiştir.

İbâdet, Allâh’a (CC) kulluk etmek ve yalnızca O’na boyun eğmek olduğu için, ibâdethâne de ilk insanla beraber başlamıştır. İlk mâbed de “Kâbe”dir. Bu kesin bilgiyi Yüce Allâh (CC) Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle açıklamaktadır: “Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibâdet evi, elbette Mekke’de âlemlere rahmet ve hidâyet kaynağı olarak kurulan Kâbe’dir.” (Âl-i İmrân, 3/96)

Âyet-i Kerîmede Kâbe’den “Beyt” diye bahsedilmektedir.

Beyt: Arapça “Ev” demektir.

Beytullâh: Allâh evi demektir. Dolayısıyla yeryüzünün neresinde olursa olsun bütün mescidler/câmi’ler Allâh evleri olup, Kâbe’nin şubeleri durumundadır. Bu sebeble bir mescid/câmi’ yaptıran veya yapımında katkısı olanlar aynı zamanda Allâh’ın (CC) evlerini bina etmiş veya katkıda bulunmuş sayılmaktadırlar. Kur’ân-ı Kerim’in beyanıyla bu gerçek şöyle dile getirilir: “Allâh’ın mescidlerini, ancak Allâh’a ve âhiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allâh’tan başkasından korkmayan kimseler îmâr eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.” (Tevbe, 9/18)

Hz. Peygamberimiz (SAV) de bir Hadîs-i Şerîflerinde şöyle buyurur: “Kim Allâh rızası için bir mescid inşâ ederse, Allâh da ona cennette bir ev inşâ eder.” (Buhârî, Salât 65)

İnsanlık tarihi boyunca ne olursa olsun mâbedsiz bir topluma rastlanmamıştır.

Mescidlerden men edenler ise Kur’ân-ı Kerîm’de insanların en zalimleri olarak nitelendirilerek şöyle buyurulur: “Allâh’ın mescidlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir. Böyleleri oralara (eğer girerlerse) ancak korka korka girebilmelidirler. Bunlar için dünyada rezillik, âhirette de büyük bir azab vardır.” (Bakara, 2/114)

Asr-ı saâdette mescid, bütün toplumsal faâliyetlerin ana merkezi durumundadır. Her türlü hizmetin ve hükmün karara bağlandığı yerdir. Zamanla hizmetlerde kurumsallaşmalar olduğu için, mescidler sadece ibâdet edilen yerler haline gelmişlerdir. Böylece de asıl fonksiyonlarından da zamanla uzaklaşmışlardır. Hatta neredeyse sadece erkeklere ve hatta yaşlılara ait özel mekanlar olmuşlardır.

Son zamanlarda Diyanet İşleri Başkanlığı ve başarılı dîn görevlilerinin gayretleriyle bu vahim durum ortadan kaldırılmıştır. Mescidler asıl hizmetlerin görüldüğü mekanlar olma hüviyetine kavuşmaya başlamışlardır.

Toplumsal sorunlara çözüm üretmeye çalışan ve bu yolda herkesi kucaklayan Diyanet İşleri Başkanlığımız, müftülüklerde “Âile İrşâd ve Rehberlik” büroları açtığı gibi önemine binâen bu yıl hafta münasebetiyle “Câmi-Kadın ve Âile” konusunu seçmiştir.

Yine Diyanet İşleri Başkanlığınca, biraz da kasıtlı olarak bozulan “İmam-Hatip” kelimesi yerine “Din Gönüllüsü” tabirini uygulamaya koymuştur ki, bu uygulama çok isabetli olmuştur.

Mescidlerin/câmi’lerin îmâr ve yapımında emeği geçenlerin Allâh katında dereceleri ne ise, en az onlar kadar bu hizmeti yürüten dîn gönüllüleri de o derecelere sahipdirler. Zira içersinde ibâdetlerin edâ edilmesini sağlayacak rehberler olmasa, o ibâdethâne de o zaman bir işe yaramayacak demektir. Burada dîn gönüllüsünün bilmesi gereken sadece ve sadece, kendisinin Peygamber makamı gibi en yüce bir değerin temsilcisi durumunda olduğu şuurunu unutmamasıdır. Hatasız olmaya azamî gayret sarfetmesidir. Yaptığı hizmetin değerinin hiçbir şeyle ölçülemeyeceğinin farkında olmasıdır. Yoksa Allâh korusun Sadece dünyevî mâişet gayretiyle hareket ederse âhiretini kaybetme riskiyle karşı karşıya gelebilir.

Dîn gönüllüsünün de bir insan olduğu unutulmamalıdır. Herkes din gönüllüsünden adetâ Peygamber kemâlâtı beklemektedir. Bunu bekleyenler de genel olarak kendşlerinden bir din gönüllüsü yetiştirmeyenlerdir.

Doğumundan ölümüne kadar mesâî mefhumu olmadan insanların her türlü hizmetinde bulunan din gönüllüleri de desteğe tesllîye muhtaçtırlar. Onların da âilevî ve sosyal problemleri vardır. Herşeyden önce onlar da toplumun vazgeçilmez bir parçası durumundadırlar. Bir insan olarak nadiren de olsa hâleti rûhiyelerini dışa vurabilirler.  

Son zamanlarda bizzat Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Prof.Dr. Mehmet GÖRMEZ Beyefendi tarafından bütün teşkilât ve taşra mensublarına gönderilen kutlama ve tebrikler çok yerinde ve personelin moral motivasyonu bakımından yerinde bir uygulamadır.

Dünden bugüne baktığımızda câmi’ler ve din gönüllülerinin toplum üzerindeki etkinlikleri artan bir yükselişle devam etmektedir.

Gençlerimizin geleceği ve milletimizi bekâsı için bu gerçek çok umut vericidir.

Bu duygularla bütün diyânet câmiâsının haftasını kutluyor, sağlık, sıhhat ve âfiyetlerle başar dolu çalışmalar diliyorum.

 

Yorumlar

Önemli Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan konhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kapat X