MİT yöneticilerine yönelik operasyonun adını net olarak ortaya koymak gerekiyor.
Devletin bir kanadı açılımı yargılamak istiyor. Hatta ellerinden gelse, tedavülden kaldırmayı amaçlıyor.
Siyasi irade ise buna izin vermiyor.
Devletten kastım, bir süredir kendisini hissettirmeye çalışan, derin devlet.
Birkaç operasyonla Ergenekon bitmedi. Dink kararında ve Uludere olayında kendini gösterdi Ergenekon.
Derin devletin AK Parti'yle ilgili ilginç bir macerası var.
3 Kasım 2002 seçimlerinden AK Parti tek başına iktidar olarak çıkınca Ergenekon zihniyeti, 28 Şubat refleksiyle hareket etti. Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz, Eldiven, Balyoz darbe planları o zihniyetin eseriydi. AK Parti'yi Refah Partisi, Erdoğan'ı ise Erbakan gibi düşündüler ama hesap hatası yaptılar.
Ne Erdoğan Erbakan'dı, ne de AK Parti Refah Partisi. O deneyimlerin içinden süzülerek gelen bir kadroydu AK Parti. Darbe planları başarılı olamadı. 367 ve 27 Nisan müdahaleleri ile sonuç almaya çalıştılar. Hedef AK Parti'yi tasfiye etmek ve Cumhurbaşkanı'nı seçtirmemekti. Bir başka hesap da partiyi bölmek.
AK Parti bu mücadelesinde millet iradesine sığınınca bu plan tersine çevrildi. 22 Temmuz 2007'de sandıktan yüzde 47 ile çıktı.
Derin devletle hesaplaşma gücünü o zaman buldu, Ergenekon'un düğmesine basıldı. Ama Ergenekon da boş durmadı. Kapatma davası açıldı. Eğer başarılı olsalardı, kapatma kararından sonra ilk iş, Başbakan Erdoğan'ı tutuklatmak olacaktı. Ancak Erdoğan giyotine boğazını uzatmak yerine mücadeleyi seçti. Yüksek Askeri Şura toplantısı öncesine denk getirildi kapatma davası. "Yaşlarını kuru yaparım" diyerek bir mücadeleye soyundu Başbakan. Ve başarılı da oldu.
12 Haziran seçimleri ile yeni bir döneme geçildi. AK Parti yüzde 50 oy aldı ama Anayasa'yı değiştirecek sayının altında kaldı.
Ergenekon zihniyeti iki dönemdeki elde ettiği deneyimlerin ışığında "ustalaştı".
Üçüncü dönemin hazırlıkları 12 Haziran seçimleri öncesinde YSK'nın, "siyaset mühendisliği" ne dayalı kararlarıyla başlamıştı. Hedef AK Parti'yi Anayasa'yı değiştirecek çoğunluğun altında tutmaktı. Başarılı da oldu.
12 Haziran seçimlerinden sonra ise, CHP ve BDP'nin Meclis'i boykotuyla kaos planı devreye konuldu.
Bu siyasi plandı.
PKK harekete geçirilerek Silvan ve Çukurca baskınları yaşandı.
Amaç, bu alanlarda geriletilen AK Parti'nin teslim alınmasıydı. Üçüncü dönem planı buydu. Şike yasası, Dink kararı, Uludere olayı ile bu plan adım adım sahneye konuldu. MİT yöneticilerinin ifadeye çağrılması ise bu zincirin bir halkası. Ama son halkası diyemiyorum.
MİT Müsteşarı Hakan Fidan bu hükümet için üst düzey bürokrat olmanın ötesinde anlamlar taşıyan bir isim.
Başbakan, istihbarat birimlerinin koordinasyonu görevini MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a verdi.
Bu tercih Başbakan'ın, Hakan Fidan'a güvenini ortaya koyması açısından önemli.
"Oslo" görüşmesi basına sızdığında da Başbakan, hükümeti rahatlatmak için ne gerekiyorsa yapacağını bildiren Hakan Fidan'ın arkasında kapı gibi durmuştu.
Hakan Fidan'ın gayet usulsüz bir şekilde ifadeye çağrılması, hükümet içinde tahminlerin ötesinde bir etki yaptı. O gece bazı bakanların MİT müsteşarını arayıp, ihtiyaç duyarsa yanına gelmek istediklerini, desteklerini bildirdiklerini bir kenara not etmenizi istiyorum.
Cumhurbaşkanı Gül'ün her hafta yapılan görüşmeyi bu kez herkesin gözüne soka soka gerçekleştirmesini ise Hakan Fidan'a Çankaya'nın himayesi olarak görmek gerekiyor.
İktidarın en hassas olduğu yere dokunulunca, Başbakan olaya el koydu.
Tel: 444 0 155 | Faks: (0332) 350 43 04















