Lapa lapa kar yağıyordu. Milletvekillerinin bir kısmı grup toplantılarına yetişmek için kulislerde koştururken, kar keyfini yaşamak isteyenler, bahçede yürüyüş yapıyordu.
Dışarıda soğuk ve karlı bir hava, içeride ise sıcak bir tartışma vardı.
Hatta sıcak demek bile yetersiz kalır, harareti yüksek bir tartışmaydı bu.
Önce Başbakan çıktı kürsüye.
İlk hedef Beşşar Esad'dı. Mübarek Mevlid Kandili'nde Müslüman kanı akıtan Esad'a anlayacağı dilden seslendi:
"Ya Beşşar, men dakka dukka."
Yani "Ey Beşşar, eden bulur."
Bir başka deyişle, "Çalma kapımı, çalarlar kapını."
Beşşar Esad, kandil gecesinde Müslüman kanı akıtmakla birlikte Gayretullah'a dokundu. Bundan sonra Rusya ve Çin değil, bütün dünya yanında yer alsa onu kurtaramaz.
Suriye konusunda batılı ülkelerin büyükelçiliklerini çekmesi bir operasyon hazırlığı olarak yorumlanabilir mi dikkat edilmesi gereken önemli bir işaret.
Ama kimse Türkiye'nin, Suriye'ye müdahalesini beklemesin. Ankara, biz Suriye sınırından adım attığımız andan itibaren batının aleyhimize geçeceğinin çok iyi farkında.
"Obruk stratejisi" izleniyor. Yani Suriye'nin içinden çökmesi bekleniyor.
Bir de tüyo vereyim. Dışarıda para bastıramadığı için Suriye'nin ekonomik anlamda da çöküşe geçtiği tahmin ediliyor. Esad yönetiminin elinde 10 milyar dolar kalmış.
Hepsi bir tarafa dileriz daha fazla kardeş kanı akmaz ve dış bir müdahale olmaz. Çünkü oradan akan her damla kan, Müslüman kanı. Yani bizim kanımız.
Başbakan, Esad'a öfkeliydi ama CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nu da boş geçmedi. Resmen, "Teneke" dedi.
Başbakan Erdoğan muhafazakar değerlerle büyümüş bir insan. Ondan da ötesi, "Asımın nesli" olmayı ideal edinmiş bir dava adamı. "Önce davam" diyenlerden. Bu tür idealist insanlar için, siyaset yapmak, iktidar olmak, başbakanlık koltuğuna oturmak ikinci sırada gelir. O nedenle, "dindar nesil" tartışmasında geri adım atmasını kimse beklemesin.
Ayrıca biz bu değerleri hayatımızın gayesi yapmadık mı?
Başbakan, dindar nesil çıkışıyla aslında içe dönük olarak bizlere, dünyevileşme tehlikesi ile karşı karşıya olan gönüllerimize, "dava"yı, bir zamanlar salonları coşturan,"Asım'ın nesli"ni, sırtına irtica yaftası vurularak idam sehpasına gönderilen İskilipli'nin mücadelesini, zindanlara atılan Bediüzzaman'ın gaye-i hayalini hatırlattı.
Abdurrahim Karakoç'un ünlü şiiri ağır kaçardı belki ama bir de Üstad Necip Fazıl'dan,
"Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana;
Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana" mısralarını okusa yeriydi.
Başbakan'ı dinleyince kim ne anladı bilmem ama ben, "bizim bir davamız vardı" diye o kürsüden kafama tokmak gibi vurulduğunu hissettim.
Bu duygularla gittim CHP grubuna. Tam da yerini bulmuşsun dediğinizi duyar gibi oldum.
Kemal bey'in ne diyeceğini merak ediyordum.
Pek bir öfkeliydi CHP lideri. Gerçi Başbakan'ın o sözlerinden sonra sakin olmasını beklemek haksızlık olur.
Bir liderin sokağın anlayabileceği şekilde konuşması hitabet sanatının gereğidir. Kılıçdaroğlu düpedüz sokak ağzıyla konuşuyor. Kemal beyin sözlerinin derinliği yok. Zaten kendisi de öyle bir çaba içinde değil.
Benim gözlerim asıl Deniz Baykal'ı arıyordu. Şu ünlü Wikileaks işi canım.
Eğer bizim emniyet görevlilerimiz Amerikan büyükelçiliğine gidip brifing verdiyse, bundan daha büyük bir ayıp olmaz. Kim yaptıysa hesabını vermeli.
Türkiye'ye geldiği günden beri Ergenekon'un hamiliğine soyunan Amerikan Büyükelçisi Ricciardone de bu konuda katkı yapmalı.
Tel: 444 0 155 | Faks: (0332) 350 43 04















