27 Nisan 2007... Askerin siyasete yaptığı son keskin müdahalenin tarihi...
O gece yarısı, Genelkurmay Başkanlığı anayasal bir sürecin tam ortasında, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunun gecesi gayri meşru bir açıklama yapmıştı.
Amacı belliydi:
Önce "Çankaya Kalesi"ni her koşulda savunmak, bu devlet üssünü siyasi alana kaptırmamak, ardından Çankaya'ya bir AK Partili'nin, eşi tesettürlü bir kişinin çıkmasını engellemek... Ve bunun için Anayasa Mahkemesi'ni etkileyerek ya da hükümeti korkutarak, erken seçimlere gidilmesini, cumhurbaşkanının korkmuş seçmenin belirleyeceği yeni Meclis tarafından seçilmesini sağlamak...
Dönemin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın mimarı olduğu bu girişim ilk aşamada sonuç verdi.
Anayasa Mahkemesi etkilendi.
Hürriyet Gazetesi başta olmak üzere merkez medyanın gürültülü alkış ve bağırışları arasında Anayasa Mahkemesi'nde, hava bir gecede değişti. Asker üyeler baskı altına alındı ve onlar da ötekileri baskı altına aldılar. Dönemin mahkeme başkanı Tülay Tuğcu'nun "Ben bunu torunlarıma nasıl anlatırım" diyerek ağladığı o gün hakimler heyeti Anayasa'ya aykırı bir karar aldı.
Cumhurbaşkanlığı oylamalarında oturum yapılabilmesi için gerekli katılım sayısını, seçilmek için gerekli oy sayısının önünde tuttu.
367 milletvekili olmazsa "oturum açılmaz" kararı verdi. Dönemin ANAP ve DYP yöneticileri askerin aksi halde darbe gelir tehditlerine boyun eğerek oturumlara katılmadılar, 367 bulunamadı.
Ve hükümet erken seçime gitme kararı aldı.
Korku ve baskı formülü işleseydi, seçmen de mahkeme ve siyasiler gibi "darbe yapılır ya da irtica gelir vs" gibi endişelere kapılsaydı (ki tarihimizde pek çok asker toplumun gözünü korkutmuş ve hedef alınan kesim ve partileri geriletmiştir), 27 Nisan muhtırası darbe gücünde bir sonuca ulaşabilirdi.
Tel: 444 0 155 | Faks: (0332) 350 43 04















